Çocuğunuz Fransız Lisesini Kazandı. Asıl Yarış Şimdi Başlıyor.
Fransız lisesini kazanan öğrencilerin LGS sınavından çıktıktan sonra bir rehavet içerisine girdiklerini biliyoruz. Ancak Fransız liseleri buna pek imkân tanımıyor.
Her okulun sistemi birbirinden farklı olmakla birlikte, bazı Fransız okulları daha çok kelime bilgisi, okuma, yazma ve dinleme becerilerine ağırlık verirken; bazıları ise konuşma ve diksiyon ağırlıklı ilerleyebiliyor. Ancak hepsinin temel amacı, öğrenciyi ilerleyen sınıflarda diğer branş derslerini rahatlıkla takip edebilecek seviyede Fransızcaya ulaştırmaktır.
Öğrenci, “Nasıl olsa hazırlık okuyacağım.” diye bir rehavete düşebiliyor. Ancak Fransızca, özellikle ilk dönemlerde öğrenmesi oldukça zor olabilen bir dil. Sonrasında doğru çalışma prensibi belirlenmezse ipin ucu kaçabiliyor.
En çok yapılan hatalardan biri ise hazırlık sınıfının not ortalamasına dâhil olmayacağını düşünerek süreci biraz daha rahat geçirmek. Ancak tüm yurt dışı başvurularında hazırlık ortalaması dikkate alınmasa bile, öğrenci o yılı ne kadar iyi tamamlarsa ve Fransızca temelini en az B1 düzeyinde oluşturursa, 9. sınıfa da o kadar güçlü başlar.
Aslında esas yarış, hazırlık yılında Fransızcayı ne kadar iyi öğrendiğinizle başlıyor. Çünkü sonrasında Fransız okullarında fizik, kimya, matematik, biyoloji gibi sayısal dersler de Fransızca işlendiği için not ortalaması doğrudan etkileniyor. Günümüzde ise hangi belge alınırsa alınsın, yurt dışındaki okulların ilk baktığı kriterlerden biri her zaman öğrencinin not ortalaması oluyor.
Bir hazırlık öğrencisinin öncelikle yapması gereken şey, daha önce bu yollardan geçmiş bir abi ya da ablanın rehberliğinde doğru bilgi ve fikir alışverişi yapmaktır. Daha sonra ise mutlaka her gün bir şekilde Fransızcaya maruz kalmalıdır. “Her gün saatlerce kitap okusun.” demiyoruz. Ancak telefonunu Fransızcaya çevirmek, izlediği dizileri Fransızca altyazıyla takip etmek, oynadığı oyunların dilini Fransızca yapmak bile öğrenme sürecine büyük katkı sağlayacaktır.
Unutmayın, hazırlık sınıfı sadece bir dil öğrenme yılı değildir; aynı zamanda öğrencinin önündeki dört yıllık akademik hayatın temelinin atıldığı en önemli dönemdir. Bu temeli ne kadar sağlam atarsanız, sonraki yıllarda o kadar rahat ve özgüvenli ilerlersiniz.
